Kanlıdivane, sadece taş ve topraktan ibaret bir ören yeri değil; doğanın sessizliğiyle tarihin fısıltısının birleştiği mistik bir duraktır. yemekdolabi.com için burayı bir “Yol Hikayesi” tadında şöyle özetleyebilirim:
Kanlıdivane: Zamanın Durduğu Obruk
Mersin’in o yakıcı güneşinden kaçıp içeriye, Akdeniz’in makiliklerine doğru saptığınızda sizi karşılayan bu yer, ilk bakışta sarsıcıdır. İşte bir gezginin defterinden notlar:


Derin Bir Sessizlik: Kentin tam merkezinde bulunan o devasa obruk, adeta dünyanın ağzı gibidir. Kenarına geldiğinizde yankılanan kuş sesleri, binlerce yıl önce burada yaşayanların gürültüsünü unutturur.
Taşların Hikayesi: Resimde gördüğümüz devasa bloklar, Roma ve Bizans’ın gücünü simgelerken, üzerindeki işçilikler “biz buradaydık” der gibi hala dimdik duruyor.


Mistik Atmosfer: Özellikle akşamüstü saatlerinde, güneşin sarı ışıkları kesme taşların üzerine düştüğünde, burası bir fotoğraf karesinden çok daha fazlasına dönüşür; adeta bir zaman tüneli hissi verir.


Seyyahın Lezzet Notu
Buralara kadar gelmişken seyyahın midesi boş kalmaz. Kanlıdivane gezisinden sonra:
Yörük Kahvaltısı: Hemen yakınlardaki köylerde, odun ateşinde pişmiş sıcak bazlama ve taze çökelekle bir mola vermek şarttır.


Mersin Lezzetleri: Dönüş yolunda Narlıkuyu’da taze bir balık (belki de az önce tarifini verdiğimiz mısır unlu balıklardan!) veya şehir merkezinde dumanı üstünde bir tantuni bu geziyi taçlandırır.
Gezgin Tavsiyesi: “Eğer Kanlıdivane’ye gidecekseniz, yanınıza sadece kameranızı değil, o devasa obruğun kenarında oturup rüzgarı dinlemek için biraz da zaman alın.”


Facebook Yorumları
Blog Yorumları